Oku›Defter 6
Defter 6 · 4911 beyit · 140 bölüm
دفتر ششم
Book VI
❋ ❋ ❋
- 001 بخش ۱ - تمامت کتاب الموطد الکریمKitabü'l-Muvattaü'l-Kerîm'in tamamı 128 beyit
- 002 بخش ۲ - سؤال سایل از مرغی کی بر سر ربض شهری نشسته باشد سر او فاضلترست و عزیزتر و شریفتر و مکرمتر یا دم او و جواب دادن واعظ سایل را به قدر فهم اوBir soru soranın, bir şehrin kenarında oturan bir kuştan başının mı, yoksa kuyruğunun mu daha değerli, aziz, şerefli ve yüce olduğunu sorması ve vaizin, sorana anlayacağı kadar cevap vermesi 54 beyit
- 003 بخش ۳ - نکوهیدن ناموسهای پوسیده را کی مانع ذوق ایمان و دلیل ضعف صدقاند و راهزن صد هزار ابله چنانک راهزن آن مخنث شده بودند گوسفندان و نمییارست گذشتن و پرسیدن مخنث از چوپان کی این گوسفندان تو مرا عجب گزند گفت ای مردی و در تو رگ مردی هست همه فدای تو اند و اگر مخنثی هر یکی ترا اژدرهاست مخنثی دیگر هست کی چون گوسفندان را بیند در حال از راه باز گردد نیارد پرسیدن ترسد کی اگر بپرسم گوسفندان در من افتند و مرا بگزندÇürümüş namusları kınamak, zira onlar iman zevkine engel olur, doğruluğun zayıflığına delildir ve yüz binlerce ahmak'ın yol kesicisidir. Tıpkı o muhannesin (dönmenin) yolunu kesen koyunlar gibi, geçmeye cesaret edemiyordu ve çobana 'Bu koyunların bana neden zarar veriyor?' diye sordu. Çoban dedi ki: 'Ey erkek! Eğer sende erkeklik damarı varsa, hepsi sana feda olsun. Ama eğer muhannessen, her biri sana bir ejderhadır.' Başka bir muhannes vardır ki koyunları görünce hemen yoldan döner, sormaya cesaret edemez, korkar ki sorarsa koyunlar ona saldırır ve onu ısırır 27 beyit
- 004 بخش ۴ - مناجات و پناه جستن به حق از فتنهٔ اختیار و از فتنهٔ اسباب اختیار کی سماوات و ارضین از اختیار و اسباب اختیار شکوهیدند و ترسیدند و خلقت آدمی مولع افتاد بر طلب اختیار و اسباب اختیار خویش چنانک بیمار باشد خود را اختیار کم بیند صحت خواهد کی سبب اختیارست تا اختیارش بیفزاید و منصب خواهد تا اختیارش بیفزاید و مهبط قهر حق در امم ماضیه فرط اختیار و اسباب اختیار بوده است هرگز فرعون بینوا کس ندیده استİhtiyar fitnesinden ve ihtiyar sebeplerinin fitnesinden Allah'a sığınmak ve münacatta bulunmak. Zira gökler ve yerler ihtiyar ve ihtiyar sebeplerinden şikayet edip korktular. İnsan yaratılışı ise kendi ihtiyarını ve ihtiyar sebeplerini talep etmeye meyilli oldu. Tıpkı hasta olan kişinin kendi ihtiyarını az görmesi, sıhhat istemesi gibi, zira sıhhat ihtiyar sebebidir ki ihtiyarını artırsın. Ve makam ister ki ihtiyarını artırsın. Ve geçmiş ümmetlerde Allah'ın kahır indiği yerler, aşırı ihtiyar ve ihtiyar sebepleri olmuştur. Hiç kimse fakir bir Firavun görmemiştir 39 beyit
- 005 بخش ۵ - حکایت غلام هندو کی به خداوندزادهٔ خود پنهان هوای آورده بود چون دختر را با مهترزادهای عقد کردند غلام خبر یافت رنجور شد و میگداخت و هیچ طبیب علت او را در نمییافت و او را زهرهٔ گفتن نهHintli bir kölenin, efendisinin kızına gizlice aşık olduğu hikâyesi. Kız, efendisinin oğluyla nişanlanınca köle haberi aldı, hastalandı ve eriyip bitti. Hiçbir doktor hastalığının sebebini bulamadı ve o da söylemeye cesaret edemiyordu 35 beyit
- 006 بخش ۶ - صبر فرمودن خواجه مادر دختر را کی غلام را زجر مکن من او را بیزجر ازین طمع باز آرم کی نه سیخ سوزد نه کباب خام ماندEfendinin, kızın annesine köleyi azarlamamasını, kendisinin onu azarlamadan bu tamahkârlıktan vazgeçireceğini söylemesi: 'Ne şiş yansın ne kebap çiğ kalsın.' 38 beyit
- 007 بخش ۷ - در بیان آنک این غرور تنها آن هندو را نبود بلک هر آدمیی به چنین غرور مبتلاست در هر مرحلهای الا من عصم اللهBu gururun sadece Hintliye ait olmadığını, bilakis her insanın her aşamada böyle bir gurura müptela olduğunu açıklamak, Allah'ın koruduğu kimse hariç 31 beyit
- 008 بخش ۸ - در عموم تاویل این آیت کی کلما اوقدوا نارا للحربŞu ayet-i kerimenin genel tefsirinde: 'Savaş için ne zaman bir ateş yaksalar…' 4 beyit
- 009 بخش ۹ - قصهای هم در تقریر اینBu konuda bir başka hikâye 28 beyit
- 010 بخش ۱۰ - وا نمودن پادشاه به امرا و متعصبان در راه ایاز سبب فضیلت و مرتبت و قربت و جامگی او بریشان بر وجهی کی ایشان را حجت و اعتراض نماندPadişahın, Ayaz'ın fazileti, makamı, yakınlığı ve maaşı hakkında emirler ve bağnazlara, itiraz edemeyecekleri bir şekilde açıklama yapması 16 beyit
- 011 بخش ۱۱ - مدافعهٔ امرا آن حجت را به شبههٔ جبریانه و جواب دادن شاه ایشان راEmirlerin o delili cebriye şüphesiyle reddetmesi ve Şah'ın onlara cevap vermesi 34 beyit
- 012 بخش ۱۲ - حکایت آن صیادی کی خویشتن در گیاه پیچیده بود و دستهٔ گل و لاله را کلهوار به سر فرو کشیده تا مرغان او را گیاه پندارند و آن مرغ زیرک بوی برد اندکی کی این آدمیست کی برین شکل گیاه ندیدم اما هم تمام بوی نبرد به افسون او مغرور شد زیرا در ادراک اول قاطعی نداشت در ادراک مکر دوم قاطعی داشت و هو الحرص و الطمع لا سیما عند فرط الحاجة و الفقر قال النبی صلی الله علیه و سلم کاد الفقر ان یکون کفراKendini otlara sarmış, başına çiçek ve lale demeti takmış bir avcının hikâyesi, kuşlar onu ot sansın diye. Ve o zeki kuş biraz şüphelendi: 'Bu bir insan, böyle bir ot görmedim.' Ama tam olarak da şüphelenmedi, onun hilesine kapıldı, çünkü ilk algısında kesin bir delili yoktu. İkinci hile algısında ise kesin bir delili vardı ki o da hırs ve tamahkârlıktı, özellikle aşırı ihtiyaç ve fakirlik anında. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu: 'Fakirlik küfre yakın olmuştur.' 32 beyit
- 013 بخش ۱۳ - حکایت آن شخص کی دزدان قوج او را بدزدیدند و بر آن قناعت نکرد به حیله جامههاش را هم دزدیدندHırsızların koçunu çaldığı ve bununla yetinmeyip hileyle elbiselerini de çaldığı kişinin hikâyesi 11 beyit
- 014 بخش ۱۴ - مناظرهٔ مرغ با صیاد در ترهب و در معنی ترهبی کی مصطفی علیهالسلام نهی کرد از آن امت خود را کی لا رهبانیة فی الاسلامKuşun avcıyla, Hz. Mustafa'nın ümmetini nehyettiği 'İslam'da ruhbanlık yoktur' ruhbanlık ve anlamı üzerine münazarası 64 beyit
- 015 بخش ۱۵ - حکایت پاسبان کی خاموش کرد تا دزدان رخت تاجران بردند به کلی بعد از آن هیهای و پاسبانی میکردBekçinin, hırsızlar tacirlerin eşyalarını tamamen çaldıktan sonra susup sonra sesler çıkarıp bekçilik yapması hikâyesi 15 beyit
- 016 بخش ۱۶ - حواله کردن مرغ گرفتاری خود را در دام به فعل و مکر و زرق زاهد و جواب زاهد مرغ راKuşun, tuzağa düşmesini zâhidin eylemine, hilesine ve hilekârlığına havale etmesi ve zâhidin kuşa cevap vermesi 36 beyit
- 017 بخش ۱۷ - حکایت آن عاشق کی شب بیامد بر امید وعدهٔ معشوق بدان وثاقی کی اشارت کرده بود و بعضی از شب منتظر ماند و خوابش بربود معشوق آمد بهر انجاز وعده او را خفته یافت جیبش پر جوز کرد و او را خفته گذاشت و بازگشتAşık'ın gece sevgilisinin işaret ettiği o odaya sözleşme umuduyla gelmesi ve gecenin bir kısmını bekledikten sonra uykuya dalması. Sevgilinin sözünü yerine getirmek için gelip onu uyurken bulması, cebini cevizle doldurup onu uyur halde bırakıp geri dönmesi 50 beyit
- 018 بخش ۱۸ - استدعاء امیر ترک مخمور مطرب را به وقت صبوح و تفسیر این حدیث کی ان لله تعالی شرابا اعده لاولیائه اذا شربوا سکروا و اذا سکروا طابوا الی آخر الحدیث. می در خم اسرار بدان میجوشد؛ تا هر که مجردست از آن مینوشد قال الله تعالی ان الابرار یشربون این می که تو میخوری حرامست ما می نخوریم جز حلالی «جهد کن تا ز نیست هست شوی وز شراب خدای مست شوی»Sarhoş Türk Emiri'nin sabah vakti çalgıcıyı çağırması ve şu hadisin tefsiri: 'Allah Teâlâ'nın evliyası için hazırladığı bir şarap vardır; onu içtiklerinde sarhoş olurlar, sarhoş olduklarında güzelleşirler...' diye hadisin sonuna kadar. Sırlar küpünde şarap işte bu yüzden kaynar; ondan, arınmış herkes içer. Allah Teâlâ buyurur: 'Muhakkak ki iyiler içer.' Senin içtiğin bu şarap haramdır. Biz haram olmayan şarap içmeyiz. 'Çaba göster ki yokluktan varlığa eresin ve Allah'ın şarabından sarhoş olasın.' 27 beyit
- 019 بخش ۱۹ - در آمدن ضریر در خانهٔ مصطفی علیهالسلام و گریختن عایشه رضی الله عنها از پیش ضریر و گفتن رسول علیهالسلام کی چه میگریزی او ترا نمیبیند و جواب دادن عایشه رضی الله عنها رسول را صلی الله علیه و سلمKör bir adamın Hz. Mustafa'nın evine girmesi ve Hz. Ayşe'nin (r.a.) körün önünden kaçması ve Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) 'Ne kaçıyorsun, o seni görmüyor' demesi ve Hz. Ayşe'nin (r.a.) Resulullah'a (s.a.v.) cevap vermesi 16 beyit
- 020 بخش ۲۰ - امتحان کردن مصطفی علیهالسلام عایشه را رضی الله عنها کی چه پنهان میشوی پنهان مشو که اعمی ترا نمیبیند تا پدید آید کی عایشه رضی الله عنها از ضمیر مصطفی علیه السلام واقف هست یا خود مقلد گفت ظاهرستHz. Mustafa'nın (s.a.v.) Hz. Ayşe'yi (r.a.) 'Niçin gizleniyorsun, gizlenme, zira kör seni görmüyor' diye denemesi, ta ki Hz. Ayşe'nin (r.a.) Hz. Mustafa'nın (s.a.v.) iç dünyasından haberdar olup olmadığı ortaya çıksın. Yoksa taklitçi 'aşikârdır' der 17 beyit
- 021 بخش ۲۱ - حکایت آن مطرب کی در بزم امیر ترک این غزل آغاز کرد گلی یا سوسنی یا سرو یا ماهی نمیدانم ازین آشفتهٔ بیدل چه میخواهی نمیدانم و بانگ بر زدن ترک کی آن بگو کی میدانی و جواب مطرب امیر راTürk emiri meclisinde 'Gül mü, süsen mi, servi mi, ay mı bilmem. Bu perişan gönüllüden ne istersin bilmem' gazelini okumaya başlayan çalgıcının hikâyesi ve Türk'ün 'Bildiğini söyle!' diye bağırması ve çalgıcının emire cevap vermesi 20 beyit
- 022 بخش ۲۲ - تفسیر قوله علیهالسلام موتوا قبل ان تموتوا بمیر ای دوست پیش از مرگ اگر می زندگی خواهی کی ادریس از چنین مردن بهشتی گشت پیش از ماHz. Peygamber'in (s.a.v.) 'Ölmeden önce ölünüz' sözünün tefsiri: 'Öl ey dost, ölümden önce, eğer yaşam istiyorsan ki İdris bizim önümüzde böyle bir ölümle cennetlik oldu.' 54 beyit
- 023 بخش ۲۳ - تشبیه مغفلی کی عمر ضایع کند و وقت مرگ در آن تنگاتنگ توبه و استغفار کردن گیرد به تعزیت داشتن شیعهٔ اهل حلب هر سالی در ایام عاشورا به دروازهٔ انطاکیه و رسیدن غریب شاعر از سفر و پرسیدن کی این غریو چه تعزیه استÖmrünü zayi eden ve ölüm vaktinin o sıkışıklığında tevbe ve istiğfara başlayan gafilin, her yıl Aşure günlerinde Antakya Kapısı'nda Halep Şiîlerinin yas tutmasına benzetilmesi ve seyahatten dönen yabancı bir şairin gelip 'Bu feryat hangi yas içindir?' diye sorması 16 beyit
- 024 بخش ۲۴ - نکته گفتن آن شاعر جهت طعن شیعه حلبO şairin Halep Şiîlerine taş atmak için bir nükte söylemesi 13 beyit
- 025 بخش ۲۵ - تمثیل مرد حریص نابیننده رزاقی حق را و خزاین و رحمت او را به موری کی در خرمنگاه بزرگ با دانهٔ گندم میکوشد و میجوشد و میلرزد و به تعجیل میکشد و سعت آن خرمن را نمیبیندHırsız, hakkın rızkını, hazinelerini ve rahmetini göremeyen adamın, büyük bir harman yerinde bir buğday tanesiyle uğraşan, çırpınan, titreyen ve aceleyle çeken, harmanın genişliğini görmeyen bir karıncaya benzetilmesi 40 beyit
- 026 بخش ۲۶ - داستان آن شخص کی بر در سرایی نیمشب سحوری میزد همسایه او را گفت کی آخر نیمشبست سحر نیست و دیگر آنک درین سرا کسی نیست بهر کی میزنی و جواب گفتن مطرب او راGece yarısı bir evin kapısında sahur yapan kişinin hikâyesi. Komşusu ona 'Gece yarısı, sahur değil ki. Hem bu evde kimse yok, kimin için yapıyorsun?' diye sordu. Ve çalgıcının ona cevap vermesi 42 beyit
- 027 بخش ۲۷ - قصهٔ احد احد گفتن بلال در حر حجاز از محبت مصطفی علیهالسلام در آن چاشتگاهها کی خواجهاش از تعصب جهودی به شاخ خارش میزد پیش آفتاب حجاز و از زخم خون از تن بلال برمیجوشید ازو احد احد میجست بیقصد او چنانک از دردمندان دیگر ناله جهد بیقصد زیرا از درد عشق ممتلی بود اهتمام دفع درد خار را مدخل نبود همچون سحرهٔ فرعون و جرجیس و غیر هم لایعد و لا یحصیBilal'in Hicaz'ın öğle sıcağında, efendisinin Yahudi taassubuyla dikenli dallarla dövdüğü zamanlarda, Hz. Mustafa'ya olan sevgisinden dolayı 'Ehad, Ehad' demesi hikâyesi. Vücudundan kan fışkırırken kendiliğinden 'Ehad, Ehad' fışkırıyordu, tıpkı diğer dertlilerden kendiliğinden inleme çıktığı gibi. Çünkü o, aşk derdiyle dopdoluydu. Diken acısını defetme gayretine mahal yoktu, tıpkı Firavun'un sihirbazları, Cürcis ve sayılamayacak kadar diğerleri gibi 65 beyit
- 028 بخش ۲۸ - باز گردانیدن صدیق رضی الله عنه واقعهٔ بلال را رضی الله عنه و ظلم جهودان را بر وی و احد احد گفتن او و افزون شدن کینهٔ جهودان و قصه کردن آن قضیه پیش مصطفی علیهالسلام و مشورت در خریدن اوHz. Sıddık'ın (r.a.) Bilal'in (r.a.) başına gelenleri, Yahudilerin ona yaptığı zulmü, 'Ehad, Ehad' demesini tekrar anlatması ve Yahudilerin kininin artması. Bu olayı Hz. Mustafa'ya (s.a.v.) anlatması ve onu satın alma konusunda istişare etmesi 36 beyit
- 029 بخش ۲۹ - وصیت کردن مصطفی علیهالسلام صدیق را رضی الله عنه کی چون بلال را مشتری میشوی هر آینه ایشان از ستیز بر خواهند در بها فزود و بهای او را خواهند فزودن مرا درین فضیلت شریک خود کن وکیل من باش و نیم بها از من بستانHz. Mustafa'nın (s.a.v.) Hz. Sıddık'a (r.a.) vasiyeti: 'Bilal'i satın aldığında, mutlaka inatlarından dolayı fiyatı artıracaklar ve onun bedelini yükseltecekler. Beni bu fazilete ortak et, benim vekilim ol ve bedelin yarısını benden al.' 45 beyit
- 030 بخش ۳۰ - خندیدن جهود و پنداشتن کی صدیق مغبونست درین عقدYahudi'nin gülmesi ve Sıddık'ın bu ticarette aldanmış olduğunu düşünmesi 41 beyit
- 031 بخش ۳۱ - معاتبهٔ مصطفی علیهالسلام با صدیق رضی الله عنه کی ترا وصیت کردم کی به شرکت من بخر تو چرا بهر خود تنها خریدی و عذر اوHz. Mustafa'nın (s.a.v.) Hz. Sıddık'ı (r.a.) 'Sana benim ortaklığımla satın almanı vasiyet etmiştim, niçin yalnız kendin için satın aldın?' diye azarlaması ve onun özrü 36 beyit
- 032 بخش ۳۲ - قصهٔ هلال کی بندهٔ مخلص بود خدای را صاحب بصیرت بیتقلید پنهان شده در بندگی مخلوقان جهت مصلحت نه از عجز چنانک لقمان و یوسف از روی ظاهر و غیر ایشان بندهٔ سایس بود امیری را و آن امیر مسلمان بود اما چشم بسته داند اعمی که مادری دارد لیک چونی بوهم در نارد اگر با این دانش تعظیم این مادر کند ممکن بود کی از عمی خلاص یابد کی اذا اراد الله به عبد خیرا فتح عینی قلبه لیبصره بهما الغیب این راه ز زندگی دل حاصل کن کین زندگی تن صفت حیوانستHilal'in hikâyesi: O, Allah'ın samimi bir kulu, taklitçi olmayan basiret sahibiydi. Halkın köleliğinde maslahat için gizlenmişti, acizlikten değil, tıpkı Lokman ve Yusuf'un zahiri açıdan olduğu gibi. Başkaları da böyledir. O, bir emirin yöneticisi olan bir köleydi ve o emir Müslümandı ama gözleri kapalıydı. Kör, bir annesi olduğunu bilir ama onun nasıl olduğunu hayal edemez. Eğer bu bilgiyle bu anneyi tazim ederse, körlükten kurtulması mümkün olabilir, zira Allah bir kuluna hayır dilerse, kalbinin gözlerini açar ki onlarla gaybı görsün. Bu yolu kalbinin hayatıyla elde et, zira bedenin bu hayatı hayvanın vasfıdır 7 beyit
- 033 بخش ۳۳ - حکایت در تقریر همین سخنBu sözü açıklayan bir hikâye 13 beyit
- 034 بخش ۳۴ - مثلMisal 18 beyit
- 035 بخش ۳۵ - رنجور شدن این هلال و بیخبری خواجهٔ او از رنجوری او از تحقیر و ناشناخت و واقف شدن دل مصطفی علیهالسلام از رنجوری و حال او و افتقاد و عیادت رسول علیهالسلام این هلال راBu Hilal'in hastalanması ve efendisinin onu küçümsemesinden, tanımamasından dolayı hastalığından habersiz olması. Hz. Mustafa'nın (s.a.v.) kalbinin onun hastalığından ve durumundan haberdar olması ve Resulullah'ın (s.a.v.) Hilal'i ziyaret etmesi ve halini sorması 23 beyit
- 036 بخش ۳۶ - در آمدن مصطفی علیهالسلام از بهر عیادت هلال در ستورگاه آن امیر و نواختن مصطفی هلال را رضی الله عنهHz. Mustafa'nın (s.a.v.), Hilal'i (r.a.) ziyaret etmek için o emirin ahırına girmesi ve Hz. Mustafa'nın Hilal'i taltif etmesi 13 beyit
- 037 بخش ۳۷ - در بیان آنک مصطفی علیهالسلام شنید کی عیسی علیهالسلام بر روی آب رفت فرمود لو ازداد یقینه لمشی علی الهواءHz. Mustafa'nın (s.a.v.), İsa'nın (a.s.) su üzerinde yürüdüğünü işittiği ve 'Eğer yakini artsaydı, havada yürürdü' buyurduğu açıklama 36 beyit
- 038 بخش ۳۸ - داستان آن عجوزه کی روی زشت خویشتن را جندره و گلگونه میساخت و ساخته نمیشد و پذیرا نمیآمدÇirkin yüzünü süslemeye çalışan, ancak süslenemeyen ve kabul görmeyen yaşlı bir kadının hikâyesi 15 beyit
- 039 بخش ۳۹ - داستان آن درویش کی آن گیلانی را دعا کرد کی خدا ترا به سلامت به خان و مان باز رسانادO gilanlıya 'Allah seni sağ salim evine barkına kavuştursun' diye dua eden dervişin hikâyesi 5 beyit
- 040 بخش ۴۰ - صفت آن عجوزO yaşlı kadının vasfı 8 beyit
- 041 بخش ۴۱ - قصهٔ درویشی کی از آن خانه هرچه میخواست میگفت نیستHer istediğini 'Yok' diyen bir evdeki dervişin hikâyesi 18 beyit
- 042 بخش ۴۲ - رجوع به داستان آن کمپیرO yaşlı kadın hikâyesine dönmek 25 beyit
- 043 بخش ۴۳ - حکایت آن رنجور کی طبیب درو اومید صحت ندیدDoktorun iyileşme ümidi görmediği hastanın hikâyesi 28 beyit
- 044 بخش ۴۴ - رجوع به قصهٔ رنجورHasta hikâyesine dönmek 62 beyit
- 045 بخش ۴۵ - قصهٔ سلطان محمود و غلام هندوSultan Mahmud ve Hintli kölenin hikâyesi 67 beyit
- 046 بخش ۴۶ - لیس للماضین هم الموت انما لهم حسرة الفوتGeçmiştekilerin derdi ölüm değil, bilakis kaçırdıklarının hasretidir 33 beyit
- 047 بخش ۴۷ - بار دیگر رجوع کردن به قصهٔ صوفی و قاضیSufî ve kadı hikâyesine tekrar dönmek 85 beyit
- 048 بخش ۴۸ - طیره شدن قاضی از سیلی درویش و سرزنش کردن صوفی قاضی راKadının dervişin tokadından öfkelenmesi ve Sufî'nin kadıyı azarlaması 9 beyit
- 049 بخش ۴۹ - جواب دادن قاضی صوفی راKadının Sufî'ye cevap vermesi 27 beyit
- 050 بخش ۵۰ - سؤال کردن آن صوفی قاضی راO Sufî'nin kadıya soru sorması 9 beyit
- 051 بخش ۵۱ - جواب گفتن آن قاضی صوفی راO kadının Sufî'ye cevap vermesi 32 beyit
- 052 بخش ۵۲ - باز سؤال کردن صوفی از آن قاضیSufî'nin tekrar o kadıya soru sorması 5 beyit
- 053 بخش ۵۳ - جواب قاضی سؤال صوفی را و قصهٔ ترک و درزی را مثل آوردنKadının Sufî'nin sorusuna cevap vermesi ve Türk ile terzi hikâyesini örnek vermesi 6 beyit
- 054 بخش ۵۴ - قال النبی علیه السلام ان الله تعالی یلقن الحکمة علی لسان الواعظین بقدر همم المستمعینPeygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu: 'Allah Teâlâ vaizlerin diline hikmeti, dinleyenlerin himmetleri nispetinde telkin eder.' 17 beyit
- 055 بخش ۵۵ - دعوی کردن ترک و گرو بستن او کی درزی از من چیزی نتواند بردنTürk'ün iddia etmesi ve terzinin kendisinden bir şey alamayacağına dair iddiaya girmesi 20 beyit
- 056 بخش ۵۶ - مضاحک گفتن درزی و ترک را از قوت خنده بسته شدن دو چشم تنگ او و فرصت یافتن درزیTerzinin şakalar yapması ve Türk'ün kahkahadan iki kısık gözünün kapanması ve terzinin fırsat bulması 24 beyit
- 057 بخش ۵۷ - گفتن درزی ترک را هی خاموش کی اگر مضاحک دگر گویم قبات تنگ آیدTerzinin Türk'e 'Sus! Eğer başka şakalar yaparsam, kaftanın dar gelir' demesi 3 beyit
- 058 بخش ۵۸ - بیان آنک بیکاران و افسانهجویان مثل آن ترکاند و عالم غرار غدار همچو آن درزی و شهوات و زبان مضاحک گفتن این دنیاست و عمر همچون آن اطلس پیش این درزی جهت قبای بقا و لباس تقوی ساختنBoş gezenlerin ve masalcıların o Türk gibi olduğunu, dünyanın aldatıcı ve hilekâr olduğunu, şehvetlerin ve dilin bu dünyanın şakaları olduğunu, ömrün ise o terzi önündeki atlas kumaş gibi, beka kaftanı ve takva elbisesi yapmak için olduğunu açıklamak 7 beyit
- 059 بخش ۵۹ - مثلMisal 12 beyit
- 060 بخش ۶۰ - باز مکرر کردن صوفی سؤال راSufî'nin soruyu tekrar etmesi 8 beyit
- 061 بخش ۶۱ - جواب دادن قاضی صوفی راKadının Sufî'ye cevap vermesi 11 beyit
- 062 بخش ۶۲ - حکایت در تقریر آنک صبر در رنج کار سهلتر از صبر در فراق یار بودDertlere sabretmenin, dosttan ayrılığa sabretmekten daha kolay olduğunu açıklayan bir hikâye 22 beyit
- 063 بخش ۶۳ - مثلMisal 54 beyit
- 064 بخش ۶۴ - باقی قصهٔ فقیر روزیطلب بیواسطهٔ کسبKazanç vasıtası olmaksızın rızık arayan fakirin hikâyesinin devamı 74 beyit
- 065 بخش ۶۵ - قصهٔ آن گنجنامه کی پهلوی قبهای روی به قبله کن و تیر در کمان نه بینداز آنجا کی افتد گنجستKubbeye bitişik bir define haritasının hikâyesi: 'Kıbleye dön ve yayı gerip bir ok at, düştüğü yer definedir.' 31 beyit
- 066 بخش ۶۶ - تمامی قصهٔ آن فقیر و نشان جای آن گنجO fakirin hikâyesinin tamamı ve o definenin yerinin işaretleri 9 beyit
- 067 بخش ۶۷ - فاش شدن خبر این گنج و رسیدن به گوش پادشاهBu definenin haberinin yayılması ve padişahın kulağına ulaşması 11 beyit
- 068 بخش ۶۸ - نومید شدن آن پادشاه از یافتن آن گنج و ملول شدن او از طلب آنO padişahın o defineyi bulmaktan ümidini kesmesi ve aramaktan yorulması 16 beyit
- 069 بخش ۶۹ - باز دادن شاه گنجنامه را به آن فقیر کی بگیر ما از سر این برخاستیمŞah'ın hazineyi o fakire geri vermesi: "Al, biz bundan vazgeçtik!" 69 beyit
- 070 بخش ۷۰ - حکایت مرید شیخ حسن خرقانی قدس الله سرهŞeyh Hasan-ı Harkânî kuddise sırruhu'nun müridinin hikayesi 12 beyit
- 071 بخش ۷۱ - پرسیدن آن وارد از حرم شیخ کی شیخ کجاست کجا جوییم و جواب نافرجام گفتن حرمO gelenin Şeyh'in eşine "Şeyh nerede, nerede bulalım?" diye sorması ve eşinin yarım yamalak cevap vermesi 12 beyit
- 072 بخش ۷۲ - جواب گفتن مرید و زجر کردن مرید آن طعانه را از کفر و بیهوده گفتنMüridin cevap vermesi ve o iftiracı kadını küfür ve boş konuşmaktan dolayı azarlaması 47 beyit
- 073 بخش ۷۳ - واگشتن مرید از وثاق شیخ و پرسیدن از مردم و نشان دادن ایشان کی شیخ به فلان بیشه رفته استMüridin Şeyh'in odasından dönmesi, halka sorması ve halkın "Şeyh filanca koruya gitti" diye göstermesi 11 beyit
- 074 بخش ۷۴ - یافتن مرید مراد را و ملاقات او با شیخ نزدیک آن بیشهMüridin muradına ermesi ve Şeyh'le o koruluğun yakınında buluşması 27 beyit
- 075 بخش ۷۵ - حکمت در انی جاعل فی الارض خلیفة“Yeryüzünde bir halife yaratacağım” hikmeti 38 beyit
- 076 بخش ۷۶ - معجزهٔ هود علیهالسلام در تخلص مؤمنان امت به وقت نزول بادHûd aleyhisselam'ın rüzgarın inişi sırasında ümmetinin müminlerini kurtarmadaki mucizesi 66 beyit
- 077 بخش ۷۷ - رجوع کردن به قصهٔ قبه و گنجKubbe ve define hikayesine geri dönülmesi 31 beyit
- 078 بخش ۷۸ - انابت آن طالب گنج به حق تعالی بعد از طلب بسیار و عجز و اضطرار کی ای ولی الاظهار تو کن این پنهان را آشکارDefine arayanın, uzun arayış ve acizlik ve çaresizlikten sonra Yüce Hakk'a yakarışı: "Ey her şeyi aşikar eden Velî, bu gizli olanı açığa çıkar!" 59 beyit
- 079 بخش ۷۹ - آواز دادن هاتف مر طالب گنج را و اعلام کردن از حقیقت اسرار آنGaibden gelen bir sesin define arayana seslenmesi ve o sırların hakikatini bildirmesi 29 beyit
- 080 بخش ۸۰ - حکایت آن سه مسافر مسلمان و ترسا و جهود و آن کی به منزل قوتی یافتند و ترسا و جهود سیر بودند گفتند این قوت را فردا خوریم مسلمان صایم بود گرسنه ماند از آنک مغلوب بودÜç yolcunun hikayesi: Müslüman, Hristiyan ve Yahudi. Bir konakta yiyecek bulmaları, Hristiyan ve Yahudinin tok olmaları ve "Bu yiyeceği yarına bırakalım" demeleri. Müslümanın oruçlu olması ve aç kalması, çünkü o, sayıca azınlıkta idi. 81 beyit
- 081 بخش ۸۱ - حکایت اشتر و گاو و قج که در راه بند گیاه یافتند هر یکی میگفت من خورمDeve, inek ve sansarın yolda bir ot yığını bulmaları ve her birinin "Ben yiyeceğim" demesi 8 beyit
- 082 بخش ۸۲ - مثلMisal 21 beyit
- 083 بخش ۸۳ - جواب گفتن مسلمان آنچ دید به یارانش جهود و ترسا و حسرت خوردن ایشانMüslümanın gördüklerini arkadaşları Yahudi ve Hristiyan'a anlatması ve onların hayıflanmaları 24 beyit
- 084 بخش ۸۴ - منادی کردن سید ملک ترمد کی هر کی در سه یا چهار روز به سمرقند رود به فلان مهم خلعت و اسپ و غلام و کنیزک و چندین زر دهم و شنیدن دلقک خبر این منادی در ده و آمدن به اولاقی نزد شاه کی من باری نتوانم رفتنTirmiz hükümdarının bir tellal çağırtarak "Kim üç dört günde Semerkant'a giderse, filanca önemli iş için hil'at, at, köle ve cariye ile şu kadar altın veririm" diye duyurması. Soytarının bu tellalın haberini köyde duyması ve bir ulakla şaha gelerek "Ben kesinlikle gidemem" demesi 122 beyit
- 085 بخش ۸۵ - حکایت تعلق موش با چغز و بستن پای هر دو به رشتهای دراز و بر کشیدن زاغ موش را و معلق شدن چغز و نالیدن و پشیمانی او از تعلق با غیر جنس و با جنس خود ناساختنFarenin kurbağaya olan düşkünlüğünün hikayesi: İkisinin de ayaklarını uzun bir iple bağlaması, karganın fareyi yukarı çekmesi, kurbağanın havada asılı kalması, inlemesi ve kendi cinsinden olmayanla düşüp kalktığına ve kendi cinsiyle uyuşmadığına pişman olması 33 beyit
- 086 بخش ۸۶ - تدبیر کردن موش به چغز کی من نمیتوانم بر تو آمدن به وقت حاجت در آب میان ما وصلتی باید کی چون من بر لب جو آیم ترا توانم خبر کردن و تو چون بر سر سوراخ موشخانه آیی مرا توانی خبر کردن الی آخرهFarenin kurbağaya plan yapması: "Ben sana gelemem, ihtiyacın olduğunda suda aramızda bir bağ olmalı ki ben nehir kenarına geldiğimde sana haber verebileyim, sen de fare deliğinin başına geldiğinde bana haber verebilesin" ilh. 21 beyit
- 087 بخش ۸۷ - مبالغه کردن موش در لابه و زاری و وصلت جستن از چغز آبیFarenin ağlayıp sızlayarak su kurbağasıyla birleşmek için ısrar etmesi 29 beyit
- 088 بخش ۸۸ - لابه کردن موش مر چغز را کی بهانه میندیش و در نسیه مینداز انجاح این حاجت مرا کی فی التاخیر آفات و الصوفی ابن الوقت و ابن دست از دامن پدر باز ندارد و اب مشفق صوفی کی وقتست او را بنگرش به فردا محتاج نگرداند چندانش مستغرق دارد در گلزار سریع الحسابی خویش نه چون عوام منتظر مستقبل نباشد نهری باشد نه دهری کی لا صباح عند الله و لا مساء ماضی و مستقبل و ازل و ابد آنجا نباشد آدم سابق و دجال مسبوق نباشد کی این رسوم در خطهٔ عقل جز وی است و روح حیوانی در عالم لا مکان و لا زمان این رسوم نباشد پس او ابن وقتیست کی لا یفهم منه الا نفی تفرقة الا زمنة چنانک از الله واحد فهم شود نفی دوی نی حقیقت واحدیFarenin kurbağaya yalvarması: "Mazeret bulma ve bu ihtiyacımı erteleme ki gecikmede afetler vardır. Sofi vaktin oğludur ve evlad-ı dest pederinin eteğinden el çekmez ve şefkatli baba olan sofi, onu yarınlara muhtaç etmez, onu hızlı hesaplaşma gül bahçesinde öyle bir daldırır ki avam gibi gelecek beklemeye ihtiyaç duymaz, o bir nehirdir, bir devir değil ki Allah katında sabah ve akşam yoktur, geçmiş ve gelecek ve ezel ve ebed orada olmaz, Adem سابق (ilk) ve Deccal مسبوق (öncelikli) olmaz, çünkü bu kurallar cüzi akıl sahasındadır ve ruh-i hayvani la mekan ve la zaman aleminde bu kurallara tabi değildir, öyleyse o, zamansal farklılaşmanın yokluğunu anlamaktan başka bir şey anlaşılmayan bir vaktin oğludur, tıpkı Allah'ın birliğinden ikiliğin yokluğunun anlaşılması gibi, birliğin hakikati değil 101 beyit
- 089 بخش ۸۹ - حکایت شب دزدان کی سلطان محمود شب در میان ایشان افتاد کی من یکیام از شما و بر احوال ایشان مطلع شدن الی آخرهGece hırsızlarının hikayesi: Sultan Mahmud'un geceleyin aralarına düşmesi ve "Ben de sizden biriyim" demesi, böylece onların hallerinden haberdar olması ilh. 105 beyit
- 090 بخش ۹۰ - قصهٔ آنک گاو بحری گوهر کاویان از قعر دریا بر آورد شب بر ساحل دریا نهد در درخش و تاب آن میچرد بازرگان از کمین برون آید چون گاو از گوهر دورتر رفته باشد بازرگان به لجم و گل تیره گوهر را بپوشاند و بر درخت گریزد الی آخر القصه و التقریبDeniz sığırının derinliklerden Ka'viyan cevherini çıkarıp geceleyin deniz kenarına koyması, cevherin parlaklığı ve ışıltısı arasında otlaması, tüccarın pusu kurmuş olarak çıkması, sığır cevherden uzaklaştığında tüccarın cevheri çamur ve koyu toprakla örtmesi ve ağaca tırmanması ilh. hikaye ve yakınlaştırma 19 beyit
- 091 بخش ۹۱ - رجوع کردن به قصهٔ طلب کردن آن موش آن چغز را لبلب جو و کشیدن سر رشته تا چغز را در آب خبر شود از طلب اوFarenin o kurbağayı dere kenarında çağırması ve ipin ucunu çekerek kurbağanın suda onun çağrısını duyması hikayesine geri dönülmesi 33 beyit
- 092 بخش ۹۲ - قصهٔ عبدالغوث و ربودن پریان او را و سالها میان پریان ساکن شدن او و بعد از سالها آمدن او به شهر و فرزندان خویش را باز ناشکیفتن او از آن پریان به حکم جنسیت و همدلی او با ایشانAbdü'l-Gavs'ın hikayesi: Perilerin onu kaçırması, yıllarca periler arasında yaşaması ve yıllar sonra şehre dönmesi, kendi çocuklarını bile tanımaması, cinsiyet ve gönül birliği nedeniyle perilerden ayrılamaması 40 beyit
- 093 بخش ۹۳ - داستان آن مرد کی وظیفه داشت از محتسب تبریز و وامها کرده بود بر امید آن وظیفه و او را خبر نه از وفات او حاصل از هیچ زندهای وام او گزارده نشد الا از محتسب متوفی گزارده شد چنانک گفتهاند لیس من مات فاستراح بمیت انما المیت میت الاحیاءBir adamın hikayesi: Tebriz muhtesibinden alacağı vardı ve o alacağa güvenerek borçlar yapmıştı, muhtesibin vefatından haberi yoktu. Sonuç olarak hiçbir canlıdan borcu ödenmedi, ancak vefat eden muhtesipten ödendi, tıpkı denildiği gibi: "Ölünce rahatlayan ölü değildir, ancak ölü, yaşayanların ölüsüdür." 15 beyit
- 094 بخش ۹۴ - آمدن جعفر رضی الله عنه به گرفتن قلعه به تنهایی و مشورت کردن ملک آن قلعه در دفع او و گفتن آن وزیر ملک را کی زنهار تسلیم کن و از جهل تهور مکن کی این مرد میدست و از حق جمعیت عظیم دارد در جان خویش الی آخرهCafer radiyallahu anh'ın kaleyi tek başına fethetmeye gelmesi ve kalenin hükümdarının onu nasıl savuşturacağını istişare etmesi. Vezirin hükümdara "Aman ha, teslim ol ve cahillik edip cüret etme, bu adam bir kahramandır ve Hak'tan kalbinde büyük bir güç toplamıştır" demesi ilh. 77 beyit
- 095 بخش ۹۵ - رجوع کردن به حکایت آن شخص وام کرده و آمدن او به امید عنایت آن محتسب سوی تبریزBorçlu adamın hikayesine geri dönülmesi ve muhtesibin ihsanına umut bağlayarak Tebriz'e gelmesi 18 beyit
- 096 بخش ۹۶ - باخبر شدن آن غریب از وفات آن محتسب و استغفار او از اعتماد بر مخلوق و تعویل بر عطای مخلوق و یاد نعمتهای حق کردنش و انابت به حق از جرم خود ثُمَّ الَّذینَ کَفَروا بِرَبِّهِمْ یَعْدِلونَO garibin muhtesibin vefatından haberdar olması, mahlukata güvenmekten ve mahlukatın lütfuna bel bağlamaktan tövbe etmesi, Hakk'ın nimetlerini hatırlaması ve suçundan dolayı Hakk'a yönelmesi. "Sonra küfredenler Rablerine eş koşarlar." 96 beyit
- 097 بخش ۹۷ - مثل دوبین همچو آن غریب شهر کاش عمر نام کی از یک دکانش به سبب این به آن دکان دیگر حواله کرد و او فهم نکرد کی همه دکان یکیست درین معنی کی به عمر نان نفروشند هم اینجا تدارک کنم من غلط کردم نامم عمر نیست چون بدین دکان توبه و تدارک کنم نان یابم از همه دکانهای این شهر و اگر بیتدارک همچنین عمر نام باشم ازین دکان در گذرم محرومم و احولم و این دکانها را از هم جدا دانستهامŞaşı bir kişinin misali: Kaş Ömer adında o garip şehirli, bu yüzden bir dükkandan diğer dükkana gönderildi, o ise tüm dükkanın aynı olduğunu anlamadı, yani bu anlamda ki "Ömer'e ekmek satmazlar". "Burada telafi ederim, ben yanıldım, adım Ömer değil. Eğer bu dükkanda tövbe eder ve telafi edersem, bu şehrin tüm dükkanlarından ekmek bulurum. Eğer telafi etmeden böylece Ömer adında kalırsam, bu dükkandan geçerim, mahrum kalırım ve şaşıyımdır ve bu dükkanları birbirinden ayrı sanmışımdır." 28 beyit
- 098 بخش ۹۸ - توزیع کردن پایمرد در جملهٔ شهر تبریز و جمع شدن اندک چیز و رفتن آن غریب به تربت محتسب به زیارت و این قصه را بر سر گور او گفتن به طریق نوحه الی آخرهAracının tüm Tebriz şehrinde yardım toplaması ve az bir şeyin toplanması, o garibin muhtesibin türbesine ziyarete gitmesi ve bu hikayeyi mezarı başında ağıt şeklinde anlatması ilh. 97 beyit
- 099 بخش ۹۹ - دیدن خوارزمشاه رحمه الله در سیران در موکب خود اسپی بس نادر و تعلق دل شاه به حسن و چستی آن اسپ و سرد کردن عمادالملک آن اسپ را در دل شاه و گزیدن شاه گفت او را بر دید خویش چنانک حکیم رحمة الله علیه در الهینامه فرمود چون زبان حسد شود نخاس یوسفی یابی از گزی کرباس از دلالی برادران یوسف حسودانه در دل مشتریان آن چندان حسن پوشیده شد و زشت نمودن گرفت کی وَ کانوا فیهِ مِنَ الزّاهِدینَHarezmşah'ın rahmetullahi aleyh, maiyetiyle gezinirken çok nadir bir at görmesi, şahın gönlünün o atın güzelliğine ve çevikliğine bağlanması, İmâdü'l-Mülk'ün o atı şahın gözünden düşürmesi ve şahın onu kendi görüşüne tercih etmesi, tıpkı Hakim rahmetullahi aleyh'in İlahi-name'de buyurduğu gibi: "Hasad dili simsarlık yapınca, yedi karışlık kaba kumaştan bir Yusuf bulursun." Yusuf'un kardeşlerinin hasetle simsarlık yapmasıyla, o kadar güzellik müşterilerin gözünde gizlendi ve çirkinleşti ki "Ve onlar ona karşı ilgisizlerdendi." 55 beyit
- 100 بخش ۱۰۰ - ماخذهٔ یوسف صدیق صلواتالله علیه به حبس بضع سنین به سبب یاری خواستن از غیر حق و گفتن اذکرنی عند ربک مع تقریرهYusuf Sıddık aleyhissalâtü vesselâm'ın Hak'tan başkasından yardım dilemesi ve "Beni efendinin yanında an" demesi sebebiyle birkaç yıl hapsedilmesi, açıklamayla birlikte. 118 beyit
- 101 بخش ۱۰۱ - رجوع کردن به قصهٔ آن پایمرد و آن غریب وامدار و بازگشتن ایشان از سر گور خواجه و خواب دیدن پایمرد خواجه را الی آخرهO aracı ve o borçlu garibin hikayesine geri dönülmesi, Hoca'nın mezarından dönmeleri ve aracının Hoca'yı rüyasında görmesi ilh. 15 beyit
- 102 بخش ۱۰۲ - گفتن خواجه در خواب به آن پایمرد وجوه وام آن دوست را کی آمده بود و نشان دادن جای دفن آن سیم و پیغام کردن به وارثان کی البته آن را بسیار نبینند وهیچ باز نگیرند و اگر چه او هیچ از آن قبول نکند یا بعضی را قبول نکند هم آنجا بگذارند تا هر آنک خواهد برگیرد کی من با خدا نذرها کردم کی از آن سیم به من و به متعلقان من حبهای باز نگردد الی آخرهHocanın rüyada o aracıya o dostunun borçlarının yerlerini söylemesi, o paranın gömüldüğü yeri göstermesi ve mirasçılara kesinlikle onu çok görmemelerini ve hiçbirini geri almamalarını söylemesi, hatta o kabul etmese veya bir kısmını kabul etmese bile oraya bırakmalarını söylemesi ki kim isterse alsın, çünkü ben Allah'a adaklar adadım ki o paradan bana ve benim yakınlarıma bir habbe bile geri dönmesin ilh. 50 beyit
- 103 بخش ۱۰۳ - حکایت آن پادشاه و وصیت کردن او سه پسر خویش را کی درین سفر در ممالک من فلان جا چنین ترتیب نهید و فلان جا چنین نواب نصب کنید اما الله الله به فلان قلعه مروید و گرد آن مگردیدO padişahın hikayesi ve üç oğluna vasiyeti: "Bu yolculukta ülkelerimde falan yere şöyle düzenlemeler yapın, falan yere şöyle valiler atayın. Ancak Allah için, falan kaleye gitmeyin ve etrafında dolaşmayın." 13 beyit
- 104 بخش ۱۰۴ - بیان استمداد عارف از سرچشمهٔ حیات ابدی و مستغنی شدن او از استمداد و اجتذاب از چشمههای آبهای بیوفا کی علامة ذالک التجافی عن دار الغرور کی آدمی چون بر مددهای آن چشمهها اعتماد کند در طلب چشمهٔ باقی دایم سست شود کاریز درون جان تو میباید کز عاریهها ترا دری نگشاید یک چشمهٔ آب از درون خانه به زان جویی که آن ز بیرون آیدArifin sonsuz hayat pınarından yardım dilemesi ve vefasız suların pınarlarından yardım dilemekten müstağni kalması; bunun alameti, gurur diyarından el çekmektir. Çünkü insan, o pınarların yardımlarına güvendiğinde, baki pınarı arayışta daima gevşer. Ruhunun içinde bir kuyuya ihtiyacın var, ödünç alınan şeyler sana bir kapı açmaz. Evin içinden akan bir damla su, dışarıdan gelen nehirden daha iyidir. 34 beyit
- 105 بخش ۱۰۵ - روان شدن شهزادگان در ممالک پدر بعد از وداع کردن ایشان شاه را و اعادت کردن شاه وقت وداع وصیت را الی آخرهŞehzadelerin babalarına veda ettikten sonra babalarının ülkelerinde yola çıkmaları ve şahın vedalaşma anında vasiyetini tekrarlaması ilh. 69 beyit
- 106 بخش ۱۰۶ - رفتن پسران سلطان به حکم آنک الانسان حریص علی ما منع ما بندگی خویش نمودیم ولیکن خوی بد تو بنده ندانست خریدن به سوی آن قلعهٔ ممنوع عنه آن همه وصیتها و اندرزهای پدر را زیر پا نهادند تا در چاه بلا افتادند و میگفتند ایشان را نفوس لوامه الم یاتکم نذیر ایشان میگفتند گریان و پشیمان لوکنا نسمع او نعقل ماکنا فی اصحاب السعیرSultan'ın oğullarının "İnsan menedilen şeye düşkündür" hükmü gereği gitmeleri: "Biz kulluğumuzu gösterdik ama senin kötü huyun kulluk etmeyi öğrenmedi." O yasak kaleye doğru, babalarının tüm vasiyetlerini ve öğütlerini ayaklar altına alarak gittiler ki bela kuyusuna düştüler. Kendilerine kınayıcı nefisler "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diyordu. Onlar ise ağlayıp pişman olarak "Dinleseydik veya akıl etseydik, cehennem ehli arasında olmazdık" diyorlardı. 61 beyit
- 107 بخش ۱۰۷ - دیدن ایشان در قصر این قلعهٔ ذات الصور نقش روی دختر شاه چین را و بیهوش شدن هر سه و در فتنه افتادن و تفحص کردن کی این صورت کیستO resimler kalesinin sarayında Çin şahının kızının resmini görmeleri, üçünün de bayılması ve fitneye düşmeleri ve bu resmin kim olduğunu araştırmaları 39 beyit
- 108 بخش ۱۰۸ - حکایت صدر جهان بخارا کی هر سایلی کی به زبان بخواستی از صدقهٔ عام بیدریغ او محروم شدی و آن دانشمند درویش به فراموشی و فرط حرص و تعجیل به زبان بخواست در موکب صدر جهان از وی رو بگردانید و او هر روز حیلهٔ نو ساختی و خود را گاه زن کردی زیر چادر وگاه نابینا کردی و چشم و روی خود بسته به فراستش بشناختی الی آخرهBuhara'nın sadr-ı cihanının hikayesi: Her dilenen, onun cömert sadakasından mahrum kalırdı. O fakir alim, unutkanlık, aşırı hırs ve acelecilik yüzünden sadr-ı cihanın maiyetinde dilendi, o ise yüz çevirdi. Alim her gün yeni bir hile yapar, bazen çarşaf altında kadın kılığına girer, bazen gözlerini ve yüzünü kapatarak kör taklidi yapar, o ise onu ferasetiyle tanırdı ilh. 44 beyit
- 109 بخش ۱۰۹ - حکایت آن دو برادر یکی کوسه و یکی امرد در عزب خانهای خفتند شبی اتفاقا امرد خشتها بر مقعد خود انبار کرد عاقبت دباب دب آورد و آن خشتها را به حیله و نرمی از پس او برداشت کودک بیدار شد به جنگ کی این خشتها کو کجا بردی و چرا بردی او گفت تو این خشتها را چرا نهادی الی آخرهİki kardeşin hikayesi: Biri bıyıksız, diğeri tüysüz. Bir gece bekar evinde uyudular. Tesadüfen tüysüz olan kıçının altına tuğlalar biriktirdi. Sonunda pis bir şey geldi ve o tuğlaları hile ve yumuşaklıkla arkasından aldı. Çocuk uyandı ve kavga etti: "Bu tuğlalar nerede, nereye götürdün ve neden götürdün?" O da dedi ki: "Sen bu tuğlaları neden koydun?" ilh. 41 beyit
- 110 بخش ۱۱۰ - در تفسیر این خبر کی مصطفی صلواتالله علیه فرمود منهومان لا یشبعان طالب الدنیا و طالب العلم کی این علم غیر علم دنیا باید تا دو قسم باشد اما علم دنیا هم دنیا باشد الی آخره و اگر همچنین شود کی طالب الدنیا و طالب الدنیا تکرار بود نه تقسیم مع تقریرهHz. Mustafa (s.a.v.)'ın "İki açgözlü doymak bilmez: dünya talibi ve ilim talibi" hadisinin tefsiri. Bu ilmin dünya ilmi dışında olması gerekir ki iki kısım olsun. Ama dünya ilmi de dünya olur ilh. Ve eğer böyle olursa, dünya talibi ve dünya talibi tekrar olur, taksim değil, açıklamasıyla birlikte. 3 beyit
- 111 بخش ۱۱۱ - بحث کردن آن سه شهزاده در تدبیر آن واقعهÜç şehzadenin o olayın çözümü hakkında tartışması 5 beyit
- 112 بخش ۱۱۲ - مقالت برادر بزرگینBüyük kardeşin sözü 22 beyit
- 113 بخش ۱۱۳ - ذکر آن پادشاه که آن دانشمند را به اکراه در مجلس آورد و بنشاند ساقی شراب بر دانشمند عرضه کرد ساغر پیش او داشت رو بگردانید و ترشی و تندی آغاز کرد شاه ساقی را گفت کی هین در طبعش آر ساقی چندی بر سرش کوفت و شرابش در خورد داد الی آخرهPadişahın o alimi zorla meclise getirtip oturtması hikayesi: Saki alime şarap sundu, kadehi önüne tuttu, o ise yüzünü çevirdi ve ekşilik ve sertlik göstermeye başladı. Padişah sakiye "Hadi, onu tabiatına getir" dedi. Saki bir süre başına vurdu ve ona şarabı zorla içirdi ilh. 66 beyit
- 114 بخش ۱۱۴ - روان گشتن شاهزادگان بعد از تمام بحث و ماجرا به جانب ولایت چین سوی معشوق و مقصود تا به قدر امکان به مقصود نزدیکتر باشند اگر چه راه وصل مسدودست به قدر امکان نزدیکتر شدن محمودست الی آخرهŞehzadelerin tartışma ve çekişmeleri tamamladıktan sonra, Çin ülkesine doğru, maşuk ve maksatlarına doğru yola çıkmaları, böylece mümkün olduğunca maksatlarına yakın olmaları. Her ne kadar vuslat yolu kapalı olsa da, mümkün olduğunca yakınlaşmak takdire şayandır ilh. 6 beyit
- 115 بخش ۱۱۵ - حکایت امرء القیس کی پادشاه عرب بود و به صورت عظیم به جمال بود یوسف وقت خود بود و زنان عرب چون زلیخا مردهٔ او و او شاعر طبع قفا نبک من ذکری حبیب و منزل چون همه زنان او را به جان میجستند ای عجب غزل او و نالهٔ او بهر چه بود مگر دانست کی اینها همه تمثال صورتیاند کی بر تختههای خاک نقش کردهاند عاقبت این امرء القیس را حالی پیدا شد کی نیمشب از ملک و فرزند گریخت و خود را در دلقی پنهان کرد و از آن اقلیم به اقلیم دیگر رفت در طلب آن کس کی از اقلیم منزه است یختص برحمته من یشاء الی آخرهİmruü'l-Kays'ın hikayesi: Arap padişahıydı ve görünüşte çok güzeldi, zamanının Yusufuydu. Arap kadınları Züleyha gibi ona aşıktı. O şair yaradılışlıydı: "Dostun ve menzilin anısıyla durup ağlayalım." Bütün kadınlar onu canla başla ararken, ey şaşılacak şey, onun gazelleri ve feryatları ne içindi? Belki de anladı ki bunların hepsi toprak levhalar üzerine çizilmiş suret timsalleridir. Sonunda bu İmruü'l-Kays'ın başına öyle bir hal geldi ki, gece yarısı ülkesini ve çocuklarını bırakıp kaçtı, kendini bir derviş cübbesine gizledi ve o iklimden başka bir iklime gitti, münezzeh iklimden olanı aramak için: "Rahmetini dilediğine tahsis eder" ilh. 68 beyit
- 116 بخش ۱۱۶ - بعد مکث ایشان متواری در بلاد چین در شهر تختگاه و بعد دراز شدن صبر بیصبر شدن آن بزرگین کی من رفتم الوداع خود را بر شاه عرضه کنم اما قدمی تنیلنی مقصودی او القی راسی کفادی ثم یا پای رساندم به مقصود و مراد یا سر بنهم همچو دل از دست آنجا و نصیحت برادران او را سود ناداشتن یا عاذل العاشقین دع فة اضلها الله کیف ترشدها الی آخرهŞehzadelerin Çin diyarında, başkentte gizlice kalışlarından ve sabırlarının tükenmesinden sonra, büyüğün "Ben gidiyorum, elveda! Kendimi şaha arz edeceğim, ancak ayağım beni maksadıma ulaştırsın, ya da başımı feda edeyim" demesi. Kardeşlerinin nasihatlerinin ona fayda vermemesi: "Ey aşıkların kınayıcısı, Allah'ın saptırdığı bir topluluğu nasıl doğru yola ileteceksin?" ilh. 120 beyit
- 117 بخش ۱۱۷ - بیان مجاهد کی دست از مجاهده باز ندارد اگر چه داند بسطت عطاء حق را کی آن مقصود از طرف دیگر و به سبب نوع عمل دیگر بدو رساند کی در وهم او نبوده باشد او همه وهم و اومید درین طریق معین بسته باشد حلقهٔ همین در میزند بوک حق تعالی آن روزی را از در دیگر بدو رساند کی او آن تدبیر نکرده باشد و یرزقه من حیث لا یحتسب العبد یدبر والله یقدر و بود کی بنده را وهم بندگی بود کی مرا از غیر این در برساند اگر چه من حلقهٔ این در میزنم حق تعالی او را هم ازین در روزی رساند فیالجمله این همه درهای یکی سرایست مع تقریرهMücahidin, Allah'ın lütfunun genişliğini bilse de, başka bir yönden ve başka bir tür amel sebebiyle ona ulaşacak olan maksadın, onun hayalinde olmayan bir şekilde kendisine ulaşacağını bilse de, mücahededen el çekmemesinin açıklaması. O tüm hayalini ve umudunu bu belirli yolda bağlamıştır, sürekli bu kapının halkasını çalmaktadır, belki Yüce Hak ona o rızkı başka bir kapıdan ulaştırır ki o bu tedbiri yapmamıştır ve "Onu ummadığı yerden rızıklandırır." Kul tedbir alır, Allah takdir eder. Ve kulun ibadetinde bir vehim olabilir ki "Bana bu kapıdan başkasından ulaştırır" diye, oysa ben bu kapının halkasını çalıyorum. Yüce Hak ona da bu kapıdan rızık ulaştırır. Kısacası, tüm bunlar bir evin kapılarıdır, açıklamasıyla birlikte. 31 beyit
- 118 بخش ۱۱۸ - حکایت آن شخص کی خواب دید کی آنچ میطلبی از یسار به مصر وفا شود آنجا گنجیست در فلان محله در فلان خانه چون به مصر آمد کسی گفت من خواب دیدهام کی گنجیست به بغداد در فلان محله در فلان خانه نام محله و خانهٔ این شخص بگفت آن شخص فهم کرد کی آن گنج در مصر گفتن جهت آن بود کی مرا یقین کنند کی در غیر خانهٔ خود نمیباید جستن ولیکن این گنج یقین و محقق جز در مصر حاصل نشودBir adamın rüyasının hikayesi: "Zenginlik aradığın şey Mısır'da gerçekleşecek, orada filan mahallede, filan evde bir hazine var." Mısır'a geldiğinde biri dedi ki: "Ben rüyamda gördüm ki Bağdat'ta filan mahallede, filan evde bir hazine var." Bu kişinin mahalle ve ev adını söyledi. O kişi anladı ki, "o hazine Mısır'da" denmesinin sebebi, "evimden başka yerde aramamam gerektiğini" bana kesinleştirmek içindi. Ancak bu kesin ve gerçek hazine Mısır'dan başka yerde elde edilemez. 11 beyit
- 119 بخش ۱۱۹ - سبب تاخیر اجابت دعای مؤمنMüminin duasının kabulünün gecikmesinin sebebi 21 beyit
- 120 بخش ۱۲۰ - رجوع کردن به قصهٔ آن شخص کی به او گنج نشان دادند به مصر و بیان تضرع او از درویشی به حضرت حقO kişiye Mısır'da hazine gösterilmesi hikayesine geri dönülmesi ve onun fakirlikten Yüce Hak katında yakarışının açıklaması 17 beyit
- 121 بخش ۱۲۱ - رسیدن آن شخص به مصر و شب بیرون آمدن به کوی از بهر شبکوکی و گدایی و گرفتن عسس او را و مراد او حاصل شدن از عسس بعد از خوردن زخم بسیار و عَسی أَنْ تَکْرَهوا شَیْئاً وَ هُوَ خَیْرٌ لَکُمْ و قوله تعالی سَیَجْعَلُ اللهُ بَعْدَ عُسْرٍ یُسْراً و قوله علیهالسلام اشتدّی ازمّة تنفرجی و جمیع القرآن و الکتب المنزلة فی تقریر هذاO kişinin Mısır'a ulaşması, geceleyin sokağa çıkıp dilenmek için dolaşması, kolluk kuvvetlerinin onu yakalaması ve çok dayak yedikten sonra ondan maksadını elde etmesi ve "Hoşunuza gitmeyen bir şeyin sizin için hayırlı olması umulur" sözü ve Yüce Allah'ın "Allah zorluktan sonra kolaylık yaratacaktır" sözü ve Aleyhisselam'ın "Sıkılaş ki ferahlayasın" sözü ve Kur'an'ın ve indirilen tüm kitapların bunu açıklaması 19 beyit
- 122 بخش ۱۲۲ - بیان این خبر کی الکذب ریبة والصدق طمانینة"Yalan şüphe, doğruluk ise rahatlıktır" hadisinin açıklaması 57 beyit
- 123 بخش ۱۲۳ - مثلMisal 5 beyit
- 124 بخش ۱۲۴ - بازگشتن آن شخص شادمان و مراد یافته و خدای را شکر گویان و سجده کنان و حیران در غرایب اشارات حق و ظهور تاویلات آن در وجهی کی هیچ عقلی و فهمی بدانجا نرسدO kişinin sevinçle, muradına ermiş olarak, Allah'a şükrederek, secde ederek ve Hakk'ın işaretlerinin garipliklerine ve onların hiçbir aklın ve anlayışın ulaşamayacağı bir şekilde tezahür eden te'villerine şaşkınlıkla geri dönmesi 49 beyit
- 125 بخش ۱۲۵ - مکرر کردن برادران پند دادن بزرگین را و تاب ناآوردن او آن پند را و در رمیدن او ازیشان شیدا و بیخود رفتن و خود را در بارگاه پادشاه انداختن بیدستوری خواستن لیک از فرط عشق و محبت نه از گستاخی و لاابالی الی آخرهKardeşlerinin, büyüğe nasihat vermeyi tekrar etmeleri ve onun bu nasihatlere dayanamaması, onlardan kaçması, çılgınca ve kendinden geçmiş bir halde gitmesi ve izinsiz bir şekilde kendini padişahın huzuruna atması, ancak bu, aşırı aşk ve sevgiden dolayıydı, küstahlıktan ve umursamazlıktan değil ilh. 63 beyit
- 126 بخش ۱۲۶ - مفتون شدن قاضی بر زن جوحی و در صندوق ماندن و نایب قاضی صندوق را خریدن باز سال دوم آمدن زن جوحی بر امید بازی پارینه و گفتن قاضی کی مرا آزاد کن و کسی دیگر را بجوی الی آخر القصهKadının Cuhî'nin karısına tutulması ve sandıkta kalması, kadı naibinin sandığı satın alması, sonraki yıl Cuhî'nin karısının geçen yılki oyuna umut bağlayarak gelmesi ve kadının "Beni serbest bırak ve başkasını ara" demesi ilh. hikaye 26 beyit
- 127 بخش ۱۲۷ - رفتن قاضی به خانهٔ زن جوحی و حلقه زدن جوحی به خشم بر در و گریختن قاضی در صندوقی الی آخرهKadının Cuhî'nin karısının evine gitmesi, Cuhî'nin öfkeyle kapıyı çalması ve kadının bir sandığa saklanarak kaçması ilh. 45 beyit
- 128 بخش ۱۲۸ - آمدن نایب قاضی میان بازار و خریداری کردن صندوق را از جوحی الی آخرهKadı naibinin çarşıya gelmesi ve Cuhî'den sandığı satın alması ilh. 18 beyit
- 129 بخش ۱۲۹ - در تفسیر این خبر کی مصطفی صلواتالله علیه فرمود من کنت مولاه فعلی مولاه تا منافقان طعنه زدند کی بس نبودش کی ما مطیعی و چاکری نمودیم او را چاکری کودکی خلم آلودمان هم میفرماید الی آخرهHz. Mustafa (s.a.v.)'ın "Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır" hadisinin tefsiri. Münafıklar itiraz etti: "Bize yetmedi mi ki biz ona itaat ve kulluk ettik, o bize pis kokulu bir çocuk köleliği de mi emrediyor?" ilh. 15 beyit
- 130 بخش ۱۳۰ - باز آمدن زن جوحی به محکمهٔ قاضی سال دوم بر امید وظیفهٔ پارسال و شناختن قاضی او را الی اتمامهCuhî'nin karısının ikinci yıl geçen yılki ödemeye umut bağlayarak kadının mahkemesine tekrar gelmesi ve kadının onu tanıması tamamına kadar. 36 beyit
- 131 بخش ۱۳۱ - باز آمدن به شرح قصهٔ شاهزاده و ملازمت او در حضرت شاهŞehzadenin hikayesinin ve onun şahın huzurunda sürekli kalmasının açıklanmasına geri dönülmesi 19 beyit
- 132 بخش ۱۳۲ - در بیان آنک دوزخ گوید کی قنطرهٔ صراط بر سر اوست ای مؤمن از صراط زودتر بگذر زود بشتاب تا عظمت نور تو آتش ما را نکشد جز یا مؤمن فان نورک اطفاء ناریCehennemin üzerinde sırat köprüsü olduğunu söylemesi: "Ey mümin, sırattan daha çabuk geç, acele et ki nurunun azameti ateşimi söndürmesin. Ey mümin, çünkü nurun ateşimizi söndürür." 26 beyit
- 133 بخش ۱۳۳ - متوفی شدن بزرگین از شهزادگان و آمدن برادر میانین به جنازهٔ برادر کی آن کوچکین صاحبفراش بود از رنجوری و نواختن پادشاه میانین را تا او هم لنگ احسان شد ماند پیش پادشاه صد هزار از غنایم غیبی و غنی بدو رسید از دولت و نظر آن شاه مع تقریر بعضهŞehzadelerin büyüğünün vefat etmesi ve ortanca kardeşin cenazesine gelmesi, küçük olanın rahatsızlıktan yatağa düşmesi, padişahın ortancayı öyle taltif etmesi ki o da iyilikle yola geldi, padişahın yanında kaldı, ilahi ganimetlerden yüz binlerce şey ve o şahın devletinden ve nazarından zenginleşti, bazılarının açıklamasıyla. 125 beyit
- 134 بخش ۱۳۴ - وسوسهای کی پادشاهزاده را پیدا شد از سبب استغنایی و کشفی کی از شاه دل او را حاصل شده بود و قصد ناشکری و سرکشی میکرد شاه را از راه الهام و سر شاه را خبر شد دلش درد کرد روح او را زخمی زد چنانک صورت شاه را خبر نبود الی آخرهŞehzadenin kalbinde, şahtan elde ettiği zenginlik ve keşif nedeniyle ortaya çıkan bir vesvese, nankörlük ve isyan etme niyeti. Şah, ilham yoluyla bunu hissetti ve kalbi incindi, ruhu ona öyle bir darbe vurdu ki şahın sureti bundan habersizdi ilh. 38 beyit
- 135 بخش ۱۳۵ - خطاب حق تعالی به عزرائیل علیهالسلام کی ترا رحم بر کی بیشتر آمد ازین خلایق کی جانشان قبض کردی و جواب دادن عزرائیل حضرت راYüce Hakk'ın Azrail'e (a.s.) hitabı: "Canlarını aldığın bu yaratıklardan hangisine daha çok acıdın?" ve Azrail'in Hazret'e cevap vermesi 18 beyit
- 136 بخش ۱۳۶ - کرامات شیخ شیبان راعی قدس الله روحه العزیزŞeyh Şeybân-ı Râî'nin kuddise rûhuhu'l-azîz kerametleri 16 beyit
- 137 بخش ۱۳۷ - رجوع کردن به قصهٔ پروردن حق تعالی نمرود را بیواسطهٔ مادر و دایه در طفلیHakk'ın Nemrut'u çocukluğunda anne ve bakıcı aracılığı olmadan beslemesi hikayesine geri dönülmesi 34 beyit
- 138 بخش ۱۳۸ - رجوع کردن بدان قصه کی شاهزاده بدان طغیان زخم خورد از خاطر شاه پیش از استکمال فضایل دیگر از دنیا برفتO hikayeye geri dönülmesi: Şehzade o isyanıyla şahın gönlünden yara aldı ve diğer faziletleri tamamlanmadan dünyadan göçtü. 12 beyit
- 139 بخش ۱۳۹ - وصیت کردن آن شخص کی بعد از من او برد مال مرا از سه فرزند من کی کاهلترستO kişinin vasiyeti: "Benden sonra malımı üç çocuğumdan en tembel olanı alsın." 25 beyit
- 140 بخش ۱۴۰ - مثلMisal 14 beyit